Bir baklavaya ilk bakışta altın rengini, ilk lokmada ise birbirinden ayrılan incecik katları fark ederiz. O tanıdık çıtırtının ardından gelen lezzet, tek bir ayrıntıyla açıklanmaz. Hamurun dokusu, iç malzemenin karakteri ve şerbetin kattığı tat birlikte bir bütün oluşturur.
İncecik katların anlattığı
Baklava, katlarıyla kendini anlatan bir tatlıdır. Yüzeyde gördüğümüz düzen, kesilen dilimin içindeki dokuyla devam eder. Bir lokmayı böldüğümüzde katların birbirinden ayrılması, baklavayı yalnızca bir tat değil, bir doku deneyimi hâline getirir. Bu yüzden bir tepsiyi izlemek bile çoğu zaman iştah açan küçük bir ritüeldir.
Lezzet, dengede saklıdır
Fıstığın kendine has aroması ile hamurun ince dokusu bir araya geldiğinde, tanıdık ama her seferinde yeniden keşfedilen bir lezzet ortaya çıkar. Tatlılığı, dokuyu ve aromayı birlikte hissetmek için ilk lokmayı yavaşça tatmak güzel bir başlangıçtır. Böylece yalnızca şerbeti değil, baklavayı oluşturan diğer ayrıntıları da fark ederiz.
Bazı lezzetler yalnızca damağımızda değil, paylaştığımız anlarda da yer eder.
Bir tepsiden daha fazlası
Baklava bazen bayram sofrasının ortasında, bazen bir ziyaretin hediyesi, bazen de günün küçük bir molasıdır. Onu özel kılan şeylerden biri de bu paylaşma duygusudur. Aynı tepsiden alınan dilimler, sohbetin ve birlikte geçirilen zamanın bir parçasına dönüşür. Mustafa Tekir’de de sevdiğimiz tam olarak bu: lezzetin güzel bir ana eşlik etmesi.



